Prof. Emine YENİTERZİ (Konya Maarif Koleji 70-77)’den alınmıştır.
Konya, Türklerin Anadolu’yu fetihlerinin ilk yıllarından itibaren
(1075-1080) Türk tarihinde önemli bir yere sahip, müstesna bir Anadolu
şehridir. Hâlen Türkiye’nin yüzölçümü itibariyle en büyük ili olan
Konya; geçmişte Selçuklular’ın başkenti olması yanında, Osmanlılar
zamanında da Karaman, Kırşehir, Niğde, Aksaray, Isparta, Burdur,
Mersin ve Antalya’nın bir bölümünü içine alan çok geniş bir alana
yayılmış beş sancaktan müteşekkil bir merkez olarak Anadolu’da siyasî,
idarî, coğrafî ve ticarî konumuyla özellik arz eden önemli bir şehirdir.
Konya, aynı zamanda; Mevlânâ, Yunus Emre, Muhyiddin İbnü’l-Arabî,
Sadruddîn-i Konevî, Ahî Evren gibi ilim ve irfan mimarlarına bağrında
yer vermesi ve Osmanlı şehzadelerinin gönderildiği sancaklardan biri
olmasıyla ilim, fikir ve sanatta da seçkin bir kültürel ortama sahne
olmuştur. Bilhassa toplumda denge unsuru olan, siyasî otorite ile uyumlu
ve saltanatın destek ve himayesine her zaman mazhar olmuş Mevlânâ
Dergâhının Konya’da bulunması; başta edebiyat ve musiki olmak üzere
hat, tezhip, ciltçilik, ebru vs. bütün güzel sanatlar için son derecede
elverişli bir zemin hazırlamıştır. Selçuklular döneminde ilk medreselerini
kazanan Konya’da yirminci yüzyıl başlarında altmış üç medresenin
bulunması da (Küçükdağ-Arabacı 1999: 84) şehirde tesis edilmek istenen
ilmî düzey için önemli bir göstergedir.
Böylesine bir ilim, kültür ve sanat mirasına sahip olan Konya’nın,
Tanzimatın ilânından Cumhuriyetin kurulmasına kadar yaklaşık bir
asırlık zaman boyunca edebî atmosferini oluşturan simalar üzerinde bir
çalışmaya başladığımız zaman bu köklü mirasın zenginliğini aksettirecek
oranda çok sayıda şair, yazar ve âşıkla karşılaştık. Bu dönemde dünyaya
gelip, eser vermeye başlamış ancak vefat tarihleri Cumhuriyetin ilk
çeyreğine kadar uzanan şairleri de dâhil edince; tespit edebildiğimiz sayı
yüzü aşkındır. Bu şairlerin büyük kısmı dîvan, halk ve tekke edebiyatına
dâhildir. Az sayıdaki şair de Tanzimattan sonra gelişen yeni Türk
edebiyatının özelliklerini aksettirirler. Özellikle âşıkların sayıca çokluğu,
halkın sahip olduğu şifahî kültüre ve edebî zevke işaret etmesi açısından
ayrı bir önem arz eder. Diğer taraftan Tanzimattan Cumhuriyete kadar
uzanan dönemde Konya’da birçok gazete ve derginin neşredilmesi,
matbuat hayatının son derece canlı olması da bu edebî zenginliğin
gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Koşma
Dem çekip gurbette yaslanıp kalan
Dâ’im eğlencesi ağlar dolaşır
Sılasın terk edip seri sağ olan
Bî-çâre ciğerin dağlar dolaşır
Yitirmiş sevdiğin arayıp gezer
Esen rüzgârlardan bir haber sezer
Garip Mecnun gibi bağrını ezer
Leylâ nerde deyü ağlar dolaşır
Değdikçe gam taşı rûz u şeb firkat
İşâret böyledir karârda elbet
Tabîbler neylesin eylesin minnet
Cemâlî yareler bağlar dolaşır
([Ergun-Uğur] 1926: 16)



















