(DİVLEK) İlhan Uğurel'den alınmıştır (1955-62) Konya Maarif Koleji
Konya dahil Anadolu’nun çok yerinde kavuna divlek denir, ama ikisi aynı değildir. Kavun erken olur, keskince kokulu, ancak iyice olunca tam tadını bulan, mutfak ömrü kısa bir meyvedir. Tarla mahsulü olanları piyasaya erken çıkar, ama bu turfanda hali tatsızdır. Avrupa ve Amerika’da ‘canteloup’ denen ve çoğunlukla greypfrut büyüklüğünde olan dejenere bir türünü oralarda salataya bile koyarlar. Ama Türkiye’de, en meşhurları Topatan olan, makbul sayılan kavun türleri bunlardan farklıdır. Karpuzdan sonra çıkar, olgun halinde iyice tatlanır ama saltanatı kısadır. Kabuğu düz ve parlak, meyve kısmı yoğun ve et kıvamındadır.
Yaz, güze devrilirken divleğin saltanatı başlar ki tadına doyum olmaz, önce manavlarda görünür, sonra sergilere ve açık kamyon kasalarına öbek öbek yığılmaya başlar. Yazlık türü başka, kışlığı daha da başkadır. Kabuğu kalın, sarı siyah çilli veya tam siyah ve enine yollu, eteni ise sert kıvamlı ve ‘diş diş’ olur. Keserken bıçağa direnmek ister gibidir, ama kesilince dilimler çatalla bile bölünebilir. En meşhuru Kırkağaç adıyla bilinenidir. Ama Ankara’nın Yuva'sı, Konya’nın Hatunsaray, Sakyatan, Karaaslan, Karakaya, Çumra ve Harmancık divlekleri ünlüdür. Kumlu araziyi sever ve sel yataklarında âlâsı yetişir. Mevsim ilerledikçe tarlada dipleri kendiliğinden yarılır ve içleri tam bal olur. Ekâbir takımı dibi çatlamış kavunlara yüz vermez, kalender takimi da bunları ucuza kapatıp afiyetle yer. Bağınızda, bahçenizde divlek ekili ise, tüylü yavru hırtlakları daha ceviz ila portakal arası büyüklükteyken oldukları gibi yemeğe doyamazsınız. Bir yandan da sabırsızlığınızdan ve
onlara divlek haline gelme şansı vermediğinizden dolayı kendinizi suçlu hisseder ve utanırsınız. Ama hırtlağın esas bol olduğu ve yemesinin insanı suçlu hissettirmediği zaman Anadolu’da sonbahar soğukları ve gece ayazlarının başlaması ve ilk don olayının bağı ve bahçeyi “üşütme”siyle başlar.
Sebzeler ve bağlar döner, ürünler ondan sonra büyüyemezler, bozum başlar. Divlek olma şansını yitiren hırtlakların artik bini bir paradır ve pazara dökülürler. Bolca alınır, en tazeleri hemen yenir ve gerisi turşu olup çömleklere basılır. Ayni çömlekte havuç, yeşil biber, salatalık, alaca üzüm, yeşil fasulye, patlıcan, diş sarımsak ve bol maydanoz hırtlaklara eşlik eder. Çömlek dolunca bol sirkeli ve tuzlu suyla ‘ağzı bata’ doldurulup, ağır bir taşla baskılanır ve çömleğin ağzı, hava almaması için, mühürlenir. Geriye sabırla beklemek ve kışın bu harika turşuları bulgur pilavı ve kuru fasulyenin yanında afiyetle yemek kalır. Meraklısı, aşereni, ateşli hastası turşuyu kendi başına da yer ve suyunu içer.
Divleğe geri dönersek, sonbaharda siyah ve taş gibi sert kışlık divlekler pazarda boy gösterir. Bunlar arabalarla alınıp, evlerin kuzey yönünde yer alan tabanı toprak cilalı odalara üzümlerle birlikte döşenir veya tavana asılır ve uzun kış ayları boyunca olgunlaşıp yere düşenlerinden başlayarak tüketilir. Şubat’ta, Mart’ta, hatta Nisan’da bir gün, yaz aylarında olduğu kadar taze ve tatlı divleği soba başında, bitmesini hiç istemeden ve içiniz üşüyerek yemenin zevki yaşamadıkça bilinmez ve anlatılamaz. Evet, seralar çıktı, meyve ve sebzenin turfandası, lezzetlisi ve sağlıklısı tarih oldu. Ne büyük kayıp!
Amerika’da belli yerlerde, özellikle Kaliforniya’da “Casaba melon” adıyla divlek benzeri tatlı kavun bulunduğuna şahit olmuştum. Merak ettim ve öğrendim. Biliyorsunuz, Türkiye’deki ilk demiryolu Turgutlu-Manisa hattıdır ve sanıyorum, özellikle bölgenin kuru uzum ve incirini ve başka zenginliklerini İzmir limanındaki gemilere kısa yoldan ve güvenle ulaştırabilmek amacıyla, 1830’larda yabancılarca inşa edilmiştir. O zamanlar Turgutlu’nun adı Kasaba imiş ve demiryolu ile kolayca bu bölgeye ulaşan ve yörenin, Kırkağaç dahil, tatlı divlekleriyle tanışan yabancılar onları dışarıya, özellikle Amerika’nin ılıman yörelerine, götürmüşler ve orada üretmişler. Allah'tan hiç değilse adına saygı göstermişler de durum Fındık, Tiftik, Lale ve Merinos meselesinden biraz farklı gelişmiş. Divleğe, belki bir de Kangal Köpeği ile Van Kedisini ekleyebiliriz, “Bir Teselli Veeeer!” diyerek, “Züğürt tesellisi” ancak bu kadar olur!.
Viran olası hanedeki nostaljiye dalarak, lafı yine uzattım. Gelelim, 1295 (1879)’te Ermenek’te dünyaya gelen Tahsin Efendi’nin destanına… Kendisi Ermenek Rüştiyesi’nde (ortaokul) okumuş, medrese tahsili görmüş ve 5-6 yıl Konya Meclis-i Umumi ve Encümen-i
Vilayet (İl Genel Meclisi ve İl Komisyonu) azalığında (üyeliğinde) bulunmuş.
Sevgiyle kalın.
DİVLEK DESTANI
Yinecek şeylerin divlektir şahı
Hayli demdir oldum bunun agâhı,
Çekerim namına hasretle ahı,
Feda olsun canı tatlı divleğe.
Divlek zamanları bir mutlu demdir,
Divleğin bir zevki bin cam-ı cemdir,
Namını yâd etmek elzem ehemdir,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Geldi mi bir kerre divlek zamanı,
Sabır biter nefsin kalmaz dermanı,
Almak çün beklerim fırsat emanı,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Tatlı divlek der de evden çıkarım,
Birçok divlekçinin canın sıkarım
Halimden bazan da kendim bıkarım,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Bir divlek almak çün bin söz söylerim,
Divlekçiye pek çok cefa eylerim,
Kendi zevkim arar gayri neylerim,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Divlek içün neler çıkar dilimden,
Kaçar bostancılar hafif yelimden,
Ne çare kurtulmak müşkil elimden,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Cebime numune lokum katarım,
Divlekçi ağzına birin atarım
Tatlı divleklere derhal çatarım
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Divlekçi hiç vermez bana ham kelek
Bulmak çün herhalde iyi bir divlek
Dolaşırım tarlayı evlek evlek,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Çarşının her yeri divlekle dolu,
Az hoşuma gitmez severim bolu,
Tükettim uğruna parayı pulu,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Hırsım çok divleğe, hiç gözüm doymaz,
Bütçem ise her dem arzuma uymaz,
Çok vermezse Rabbim pek te boş koymaz,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Var iken ambarda iki uç beşi,
Alırım yanına dahi onbeşi,
Sonra da bulurum kırk elli eşi,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Hatırım şad etse ol kahpe felek,
Allah verse birden bin tatlı divlek,
Sevinirdi buna gökteki melek,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Takkeli Dağ gibi bir divlek olsa,
Meydan sinisine kesilse dolsa,
Yanmazdım servetim nihayet bulsa
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Hatunsaray malı her yerden makbul,
Yaşarömer cinsi şekerden mamul,
Yakında mideme girmesi me’mul
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Divlek, peynir, pilav midenin yari,
Her dem ver Rabbim bunları bari,
Pek çok itmez idim ah ile zari,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Divlek deyup aşık uzun ağladı,
Ateş-i hasretle gönlün dağladı,
Destanın şu sözle esip bağladı,
Feda olsun canım tatlı divleğe.
Lugatçe:
[dem=zaman; agâh=bilir, haberli]
[cam-ı cem=içki kadehi]
[yad=anmak; elzem=çok gerekli; ehem=çok
önemli][nefs=can, hayat]
[eman=bağış]
[cefa=eziyet]
[müşkil=zor]
[numune=örnek][şad etmek=sevindirmek]
[makbul=beğenilen][mamul=üretilmiş]
[me’mul=amaçlanmış]
[ah ile zar=ağlayıp inleme]
KONYA DA
(Bekir Sıtkı Erdoğan)
Benim yarim bezden kilim
Dokur Konya`da Konya`da
Bülbül olmuş dertli dilim
Şakır Konya`da Konya`da
Kardeşim kendinden geçmiş
Nur çeşmesinden su içmiş
Hasret kitabını açmış
Okur Konya`da Konya`da
Gurbet ekmek ben katığım
Nişansız düşmüş tetiğim
Yazılmış nüfus kütüğüm
Şükür Konya`da Konya`da
Mevlana`nın sezmediği
Mantıkları çözmediği
Kitapların yazmadığı
Fikir Konya`da Konya`da
Ayrılıktan yemiş tekme
Yakma gurbet onu yakma
Burda gezdiğine bakma
Bekir Konya`da Konya`da
BARIŞA ÇAĞRI
(Hasan Eskil -1967)
Bozkırdan toz kalkar salkım salkım
Döğenler üstünde yabayla toz yutan halkım
Dirgenle kol büken, annatla bel büken
Yediğim ekmeğe buğdaylar eken
Doratın yelesi boynu bükük güz arpası
Ayakları öğle üzerinin yorgun çapası
Bacakları arasında avuç avuç köpük
Kemikleri tığ gibi oylukları çökük
Bozkırın ortasında güneş yine insafsız
Serinlemek için İstanbul'da denize giden kız
Bak şu karşıda gördüğün sap karıştıran kadın
Yıllarca sen onun alınteriyle yaşadın
O çatlak parmak uçları bilmez ojeyi
Sen diskotekte, o kerpiç evde yaşar geceyi
Sen denizde dinlenirsin yorulursun dansta
O akşama dek yorgun sabaha dek hasta
Bozkırın ortasında bir çiçek açsa bir çiçek
Bir daha bir daha binlerce yüz gülecek
Bir papatya tarlası gibi baştanbaşa Anadolum
Gelsene be Ankaram gelsene be İstanbulum.



















